Yazan:Korkuluk:Sinema, Yaşam | 0 Yorum
Mustafa
Bir sürü insan var etrafımızda.Bunlar okuyor, tahsil görüyor, araştırıyor, yazıyor, çiziyor ve anlatıyor.Peki bu anlatımlar tamamen doğru şeyler mi? Elbette ki olması mümkün değil, bunların hepsi kişilerin kendi pencerelerinden gördükleridir.
Bazıları çok hoşumuza gider, bazıları da hiç hoşumuza gitmez.Ya çok beğenir, benzer şeyleri hayatımıza uyarlamaya çalışırız ya da hiç beğenmez, bir daha bir satırını okumak, duymak ve ya görmek bile istemeyiz.Kitaplar, filmler, belgeseller, müzikler de bunlardan bazılarıdır.Kişilerin bakış açılarını, kendi psikolojik durumumuza uyarlamamızdır.
Toplum tarafından beğeni kazanmış insanlar, genelde eserleri en çok eleştirilen ve buna rağmen en çok okunan ve ya izlenen kişilerdir.Ancak bu demek değildir ki, bu eser sahipleri her daim doğru araştırmalar yapar.Bir insanın çizgisinde kalması çok zor bir iştir.Bazı insanlar bunu yapmak istese de, maalesef içlerindeki bazı çelişkiler sonucu başaramazlar.Bizim konumuz da böyle bir belgesel…
Amacı nedir, ne değildir kestirmek imkansız olan bir belgesel izledim.Her ne kadar izlemeyeceğim diye diretsem de, dayanamadım ve izledim.Kısa fragmanlarda belgeselin nasıl olduğunu az çok tahmin etmiştim fakat bu derinlemesine bir olaymış.Yukarıda dediğimiz gibi, bazı insanların pencereleri gerçekten çok dardır.Üstelik bu bakış açıları, milyonlarca insana sunulmaya hazırlanıyorsa durum gerçekten de kırılgandır.
Eğer belgeseli izlemediyseniz, size izletmiş gibi anlatmak istemiyorum.O zaman sizin bir bakış açınız ve bir yorumunuz oluşmaz.Oluşsa da bir ön yargı doğurur burada yazacaklarım. Fakat bazı şeyleri de alenen yazma isteğim, sizin filme merak duymanıza sebebiyet verebilir.Bu şekilde yorumlarınızla bunu paylaşıp, paylaşmadığınızı tartışabiliriz.
Mustafa Kemal’i, konu alan bu belgesel, mektuplardan ve günlüklerden yola çıkılarak hazırlanmış bir hayel kırıklığından öteye geçememiştir benim için.Bunu ister dar kafalılık olarak, isterseniz de anlayışsızlık olarak değerlendirebilirsiniz.Koskoca belgeselde, bence doğru olan tek bir cümle vardı.Atatürk’ün evliliği sonrası etmiş olarak lanse edilen o laf, yani “Ordular yönettim ama bir kadını yönetemedim.” lafı.Bu lafı etti mi, etmedi mi bilemem ama doğru olduğunu neredeyse her kadın ve her erkek biliyor.Adınız her ne olursa olsun, kendinizden bir parçayı yönetmeniz çok çok zor bir şeydir.Kadın, erkeğin bir parçasıdır. İnancım gereği, erkekten yaradılmıştır kadın.Bu yüzden koca belgeselde, inansam inansam bir tek o kelimeye inanırım.
Bu kadar anlamsız ve saçma bir bakış açısını nasıl yakalamış Can Dündar hayret ettim doğrusu.İyi yaptığı işler gibi, insanların kötü yaptığı işlerin de uç noktalarda olması onların tutarsızlık ve dengesizliklerinin birer kanıtıdır.Ya herro ya merro anlayışının, bir çok insanda ne etkiler oluşturacağının düşüncesizliğinin en güzel örneğidir belgesel.İnsanların kafasında, put edasında bir varlık yaratılmaya çalışıldığını hissettirdi bana ve ben çok küçümsedim bunu.Alçakça ve çok saçma buldum doğrusu.O yüzden film enstantanelerine girmeyeceğim, siz de izleyin ve kendi yorumunuzu kendiniz yapın.
Belgeseli izlediğinizde aklınıza Einstein gelecektir.Einstein gibi büyük insanların, zaman zaman söyledikleri öne sürülen lafların haybeye olmadığını, siz de anlayacaksınız.Daha sonra, kendi kendinize “Belki de gerçekten evrenin sonu vardır!” diyebilirsiniz.
Kim bilebilir ki?


Yorum Yok
Geri Bildirim