Nis 16, 2009

Yazan:Korkuluk:Editörden, Gündem | Yorum

Çıkarın varsa, gel böyle bu yana (2)

uzmezDedim bir bakayım gazetelere, bu gün ne var. Ne bulmayı umuyorsam artık! Her gün, daha da boka sarıyor bu mevzular. Bir adım, bir adım daha, olmadı bir adım daha tepemize çıktılar iyiden iyiye!

Dün Müjdat Gezen’i dinledim bir haberde, “Artık ülkede aksi iddia edilene kadar, herkes suçludur” dedi. Hukuk ve türevlerinin, nasıl da hunharca katledildiğinden bahsediyordu bunu söylerken.

Bu yazıyı yazmak aklımın ucundan bile geçmiyordu ama nafile, bastıramıyorum içimdeki çığlığı, isyanı! 3 ay kadar önce “Çıkarın varsa, gel böyle bu yana” başlıklı bir yazı yazmıştım. O yazıyı okumadan, bu yazıya devam etmemeniz tavsiye edilir.

Milli Eğitim Bakını, maşallah savcı ile sıkı görüşüyor olsa gerek ki,  Ergenekon davasında nelerin olup bittiğini basına çok güzel şekilde ifade etti. Deniz Baykal ve diğer muhalifler, bu bir “AKP darbesidir!” deyince, bastıkları feryadın artık bir anlamı kalmadı böylelikle.

Herkes bıkmış durumda bu hukuksuzluktan. Dün Adalet Bakanı’na genç bir arkadaş soruyor; “Deniz Feneri davasında basın yasağı var. Neden Ergenekon’da yok?” Bakan, genç arkadaşa siyaset yapıyor. Sanki arkadaş meclis mensubu veya bu ülke haricinde bir yerde yaşıyor da, diplomatik bir konuşma edasına bürünüyor Adalet Bakanı. Vatandaş yahu o çocuk! Bilmiyor mu ne olup bittiğini, kör mü o genç? 

Bu memleketteki siyasetçiler, siyaseti birbirine yapamıyorken, kalkıp vatandaşa uygulamaya kalkmıyor mu? İşte o an, rezilliğin daniskası oluşuveriyor. Galatasaray – Fenerbahçe derbisindeki olaylar, bizim mecliste yaşananların yanında halt etmemiş mi? Kavga gürültü, hakaret, küfür, saygısızlık başka nerede var ki bu kadar? Milleti temsil eden iradenin çatısı altında, bunlar mı olacaktı? Bir gün bunlar olsun diye mi, özgürlük alınıp millete verildi? Vakti zamanında savaşarak meclise gelmiş vekillerin yerini, bugün kendilerini yasalara korutmaktan başka bir şey yapmayan vekiller almadı mı? Neredeeeen nereye!

Baba beni okula gönder” diyebilen biri bile şüpheli artık bu ülkede. Bu ülkenin en saygın isimlerini, tek tek hiç bir örneği olmayan usüller ile göz altına alıp, ne ile suçlandığını bilmedikleri kara kaplı kazana atmıyorlar mı? Bizim, hala hukuka saygımız var. Savcı’nın bir bildiği vardır da, o yüzden yapıyordur diyoruz. Fakat usülsüzlükler her geçen gün biraz daha artarak, kargaşanın büyümesini sağlıyor.

Bugün Hüseyin ÜZMEZ‘ in taciz ettiği kızcağızın, Adli Tıp raporunun yeniden düzenlenmesi gerekiyordu. Ne oldu peki? 4 ay önce Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin‘in ‘oluruyla’ atanan çocuk psikiyatristi Doç Dr. Ayten Erdoğan, istifa etti! Bakın siz şu işe…

İstifa nedenini de ‘Bu koşullarda sağlıklı rapor çıkarmak zor‘ cümlesi ile özetlemiş. İstifanın detayına girildiğinde, karşımıza çıkan açıklamalar tüyler ürpertici gerçekten.

  • Mağdurenin ruh sağlığının bozulmadığı yönünde rapor verilecek.
  • Adli Tıp Kurumu’nun sistemi içinde, bu iş yüküyle sağlıklı karar verilmesi imkansızdır.
  • Adli Tıp Kurumu mevcut sisteminin değişmesi ve bu konuda yetkililerin dikkatini çekmek için istifa zorunlu hale gelmiştir.

Doç. Dr. Ayten Erdoğan da, 4 ay önce Adalet Bakanı tarafından atandı demiştik. Neden istifa ediyor ki? Yoksa onu atayanların yüzünü kara çıkarması gereken mesleki bir durum mu oluştu? Basitçe biz erkekler, bu olaya futbol dilinde press, abanma veya yüklenme deriz. Peki bunun siyaset arenasındaki adı nedir? Öyle ya, kesin bir adı vardır. Kurala uygun işlediğine göre!

Adalet Bakanı, seçim sürecinde de ‘Hükümet partisine ait belediyeler, projelerini daha kolay geçirir Ankara’dan!‘ demedi mi? Sonra ‘Bu nasıl adalet‘ demedik mi biz vatandaşlar olarak? Peki ya biz bunları dedik, gördük de bu neye yaradı ki? Biraz toparlandı halk sadece. Az biraz kafamız yerine gelir gibi, gerçekleri görür gibi olduk. Seçim sonrası AKP daha sakin bir tavır sergileyecek diye beklerken herkes, aynı agrasiflik yükselerek devam etmekte görüyoruz ki.

Tayyip Erdoğan, ne demişti bu seçim sürecinden sonra. ‘Kabinede revizyona gidilebilir. Buna kimse şaşırmasın‘ dememiş miydi? Nere ki bu Kabine? Hayır benim bildiğim bir Kabine var, Bakanlardan oluşuyor ama bizim Başbakan’ın teğet anlayışını da bildiğimizden, insanın aklına ‘Kabine diye bir yer varmı?‘ sorusu gelmiyor değil! Sonra, biz revizyon mevizyon da görmedik hamdolsun!

Beşiktaş’lı Gökhan Zan‘a çok kızıyorum. Ayağını uzatıp da topa vurana kadar 4 mevsim geçiyor. Anlaşılan o ki, Başbakan da kabinede revizyona gidene kadar, biz yeniden sandık başına gideceğiz. Tabi o zamana kadar, dışarıda sandık başına gidecek aydın ve fikir adamı bırakırsalar. Yoksa sandık bizim neyimize?

Zaten iki gün sonra  Doç. Dr. Ayten Erdoğan da, Ergenekon’un Hüseyin ÜZMEZ‘ e hamlesi olarak lanse edilip içeri alınır. Ondan istifa ettiği falan ortaya çıkar. Koyunlar gitti bir kere çobanın elinden, artık ne dese kurt kapmış olmayacak mı? Ha öyle ha böyle, ne fark eder ki!

Laiklik ile ilgili “İlmi noktada bir araçtır” diyen Başbakan, acaba geri kalan her şey için ilmi noktada ne diyor? Bir davanın savcısı olup, diğer davanın kaçıp kurtulanı olmanın ilmi noktada değerlendirmesi nedir? Kul hakkı yemek, hangi müslümanın haddinedir?  İftira atmak, hangi dini bütün kişiye huzur verir? Say say bitmez ki, ne diye uğraşıyorsam ben de artık!

Sana taş atana, sen ekmek at felsefesi ile bu ülkede bir yerlere geliyor insanlar. Gerçekten müslüman olan insanlar, ne yaptığını ve ne yapacağını bilen ve asla çıkarları doğrultusunda hareket etmeyen insanlar değil midir? Müslüman olmasa bile, dürüst bir insanın bunu yapması beklenmez mi?

İşte biz ve hakkı yenen bir dolu insan, bizim gibi insanları bu duruma koyanlara, sadece ekmek atıyoruz. Parkta bir taburede oturup, yere ekmek atan insanlardan bir farkımız yok hiç birimizin. Ve hiç birinizin de, o ekmeği yemeye gelen güvercinlerden farkınız yok. Biz sizi besledikçe siz uçtunuz, biz size ekmek verdikçe kanat çırptınız tüylerinizi savurdunuz. Öyle bir uçtunuz ki, artık yere konmaz oldunuz. O uzun ve güzel kanatlarınız, sizi ne kadar idare edecek sanıyorsunuz ki?

Yaşayan her canlı, toprağa bağımlıdır!

Allah’tan bizler de, bu güzelim ülkenin toprağıyız. Sabırsızlıkla kavuşmayı bekliyoruz!

  1. Vildan says:

    Malesef dinler insanlarin düzgün olmasini sağlayamiyor.. Özünde insan olmasi gerekiyor önce .. İNSAN …
    Üzmez bir gösterge .. O sadece zihniyetin bir ürünü .. bu zihniyeti tesvik ve mesru kilmak en buyuk suc bence…

  2. umut ediyorun ki en kısa zamanda kavuşuruz.

    Doç. Dr. Ayten Erdoğan’ın olayı bütün kurumlarda yaşanıyor. Eğer onlardan isen tamam herşey yolunda, yok değilsen yarındası ya sürgün yada istifa ettimeye zorlanısın.
    Üzmez olayı zaten çirkin bir olay birde sen raporu ruh sağlığı bozulmamış raporu verilecek, onlara tek bir şey sorulması gerekir; ya o sizin kızınız yada bacınız olsaydı, o zaman ne yapardınız.

    Ergenekon ve deniz feneri olayı farklı, ergenekon olayı Türkiye’yi ilgilendiriyor, deniz feneri ise yardım kampanyası olduğu için yasak gelmiştir. Gülüyüp bari… millet uyanmıyor ama… Deniz fenerine yasak bir kalksa da millet görse gerçekleri…

    Çok konuştum ben şimdi; müdür bey der ki bana “sus nesli sus yarın seni karakoldan toplamayarım” der.

  3. umarım başım belaya girmez bu yazdıklarımdan dolayı…

  4. Neden başın belaya girsin ki? Düşünce özgürlüğü diye bir şey var. Herkes istediğini düşünmekte, istediği kadar özgürdür. Bunlar benim fikirlerime yaptığın, senin yorumlarından ibaret şeyler.

  5. Tabi ki düşünce özgürlüğü var. Ben, müdür bey bana yine kızacak demek istemiştim “Duramadı biz kız yine” diye, onu demek istemiştim.
    iyi akşamlar.

Yorum Ekle