Sen sanıyorsun ki, sadece senin içinde fırtınalar var veya sadece sen susuyorsun bazen. Haydi bu seferlik susayım ulan, ölümlü dünya diyorsun. ‘İnancıma göre, susarsam kazanırım’, ‘Dürüstlüğün ödülü elbet olur’ hurafelerinde turluyorsun. Aslında bu herkesin sorunudur.
Teselli aradığında, ‘Boş ver ya dünya dönüyor. Hala yaşıyoruz’ gibisinden yanındayım imajı çizen çöp adamlar, herkesin hayatında vardır. İzledikleri dizilerden edindikleri replikler ile seni dengesiz anında gafil avlarlar sadece. İcraata gelince, çoğunu kış uykusuna yatmış bulursun. İnine taş atsan da uyandıramazsın, öyle bir çekilmiştir ki derinlerine sadece İsrafil’in sürunun sesi ulaşır köhne alemine.
Kimseyi memnun edemezsin. Birine alkış tutsan, neden diğerine göz yaşı dökmedin diye trip yersin. Kıyıya vurmuş yosunlar gibi üst üste olur sorunların. Her biri henüz yemyeşildir. İçerisi böcek doludur ve tiksinirsin elini uzatıp sorunlarını ayıklamaya. Halbuki bir başlasan, bilirsin hepsini savuracaksın bir çırpıda.
Çalışırsın çabalarsın, yaptıkların için takdir beklersin. Çoğunca gelip gelişimini tamamlamamış bir irtibatın, kusar içindeki kinden sebebi yaptığın şeylerin üzerine. Halbuki sen fesat değilsindir. Omuz omuzayım diye övündüğün adamlar, ihtiyacın olduğunda telefonuna dahi çıkmazlar. İşlerine yaradığın müddetçe sırtına binerler, fakat sen onlar gibi bakmazsın dünyaya. Senin için, pilav üstü kuru kıvamındadır onlarla geçirdiğin zaman. Ya da balığın gözüne bakan rakı…
Yalpaladığında sen farkında değilsindir çoğunca. Başkaları gelip, ‘Aa çökmüşsün sen!’ veya ‘Çok kilo vermişsin’ gibi klişe sözlükten en fazla hit alan cümleleri dolandırır kulaklarında. Peşinden alır seni bir buhran, koparır oturduğun yataktan uçurur salak saçma sebepler arasında. En sivri olanının tepesine, çıkarabildiği kadar yüksekten bırakır seni. Hiç düşünmez ne kadar gireceğini!
Denize taş atacak birini bulamazsın yanında. Onlar çok farklı yerleri taşlamaya başladıkları için, sen ata ata ancak meteliğe kurşun atarsın. Hem maddi, hem de manevi yıkıma uğrar duyguların. Kimseye yaranma derdinde değilsindir. Sen sadece huzur verip almak ve insanları mutlu etmek peşinde olsan da, ormanın aç kurdu çalmıştır gözün gibi baktığın kuzularını.
E bir de kimse senin insan olduğunu, yıkılabileceğini hesap etmez. Herkesin duygusu, vicdanı, onuru vardır ama sen taş olduğundan bu tip yetileri taşımazsın. Sebebi de tüm bu hinliklere, tüm bu dikkatsizliklere olduğun gibi cevap verirken, onların hayranlığını uyandıran bir duruş sergilemiş olmaktır.
Oturup düşündüğünde ‘Kimler için son bulmadı ki hayat?’ dersin kendi kendine. Dünya kadar malı olan da gitti, fındık kadar şeyi olan da…
İşin güzel yanı, sıranın ne zaman ve nerede geleceğini bilememektir. Yaşarsın öyle, insanlar ve ortak olabildiğin kadarıyla kendin, hayatına yön vermek istediğin şekliyle. Bazen mutlu olur, bazen de motoru bozulup denizin altına çökmüş bir denizaltı gibi karanlıklara gömülürsün.
Kimse dikkat etmez, görmez, göremez. Çünkü onlar getirir seni bu halde. Bağışıklık yapmıştır artık senin bünyende. Üzerine konacak her şey kademe kademe işler, seni içten çürütür ama dışın en tatlı karpuz gibidir.
Herkes gördüğüne aldanır…
Neyse ki teşhisi konmamış şizofrensindir. Bir yanın bu acıları çekerken, diğer yanın seni kale gibi ayakta tutar.










