Kokularda saklı benim geçmişim. Nedense hep böyle çok küçüklüğümden beri. Her zaman diliminin, hayatımdaki her hinliğin, cinliğin bir kokusu var belleğime işlenmiş. Bazen bir ter kokusu, bazen bir yosun, bazen bildiğin çöp tenekesi. Ama hiç kokusuz değil.
Yaşadığım an herhangi bir koku olarak tespit yapamasamda zaman dilimine, üzerinden bir süre geçince kendine ait bir kokuda olduğunu fark ediyorum. O anı yaşarken o kadar içinde olmaktan, aslında hep var olan bir kokuyu duymamak sebebi. Etrafım o kadar sarılı ki bu anın kokusu ile ancak yitirince farkına varıyorum. Bir an hatırlayıp gözümün önünden geçince zaman dilimi, o zaman buram buram geliyor kokusu burnuma.
İşte diyorum yine oldu. Yine o an kıymetini bilmedim, bilemedim. Artık silindi doğamdan o koku, sadece belleğimde. Belleğimden beni mutlu da edemiyor üstelik. Geçmişin kokusundan bahsediyorum. Kendi geçmişimin kokusundan…
5-7 yaşları arasında geçirdiğim bronşit sebebiyle, babamın eve Tamek marka meyve suyu depolamasından. Vişneli, kirazlı, portakallı. Hepsinin ayrı bir kokusu vardı. Bugünkü tüm vişne, kiraz ve portakallardan farklı…
Sonra, bakkal amcanın lokumları iki bisküvi arasına sıkıştırıp satması. O lokum tozlarının ağzımın kenarına bulaşması, elimle silmem, kıyafetime bulanması…
Bakkalın karşısında arada bir beslediğim, Minnoş isimli siyah-beyaz bildiğin sokak kedisinin kokusu… Bahçe duvarının altından geçen kocaman fareye, komşumun taş atışının ve başarıya ulaşmış olmasının kokusu…
Bahçede en eski arkadaşım Kemal’den dayak yerken, benden 2 yaş küçük kardeşimin gelip Kemal’in sırtına yumruk atması, Kemal’in ayağının taşa takılıp düşmesi ve o anın kokusu…
Yine aynı bahçede, bugün gövdem kadar olan taşa doğru ayağımın takılıp üzerine düşüşüm. Hayata ilk kırmızı bakışım olmasa da en uzun süreli kırmızı bakışım oluşu. Kafamdan akan kanların, yapılan pansumanın kokusu…
Meşhur bahçede, Vita kutusuna saplı bıçağın üzerinden atlarken, kalçamı kesişi ve sonrasında vurulmak zorunda kaldığım o tetanoz iğnelerinin kokusu.
Anne korkusu, baba korkusu…
Bütün salyangozları toplayışım ve hepsini ateşe verişim. O kibritin kokusu, yanan onca hayvanın kokusu ve en önemlisi belki de asla bilemeyeceğiniz o sesin, o çığlıkların verdiği vicdan azabının kokusu…
İlk aşkım Nurcan’ın, bir başka Nurcan ile yer değiştirmesinin kokusu.
Arkadaşım Uğur ile kola kutusunu top yapıp, okulun bahçesindeki salıncaklara gol atma girişimlerimizin hiç bir şeye değişilmez kokusu. Neden ayakkabıların bu kadar çabuk eskiyor, neden önleri ile vurup duruyorsun, az da yanları ile vursana diyerek babamın beni azarlayaşının kokusu.
Hikayelerdeki gibi bir kızı ilk defa samanlıkta öpüşüm. Verdiği yakalanma korkusu, görülme ve dayak yeme kokusu. Sonra bir daha asla karşılaşmama tezgahı.
Sonra biraz büyüyüşümün kokusu. Babamın ‘Leylek leylek havada, yumurtası tavada’ şeklinde beni ayaklarıyla havaya kaldırışının kokusu. Akşam yemeklerinde yuvarlak sofrada olmanın, o an için kasvet ve sıkıntı veren, şu an ise dünyalara değişilmez kokusu…
Sonra hasta oluşum ve hastaneye yatışım. Bildiğin hastane kokusu…
Benim geçmişim kokularla dolu. Benim geçmişim en güzel bahçeden daha güzel, en kötü çöplükten daha kötü kokar. Ben geçmişimi kokular halinde saklamayı seçmedim. Sadece koktuğunu fark ettim, hepsi bu. İyi de koksa kötü de koksa, bana huzur veriyor işte.
Bugün çocuğunuz, yeğeniniz, kardeşiniz veya sevdiğiniz bir küçük insan bırakın istediğini yapsın. Bırakın acısını tatsın, azarını işitsin, üstünü kirletsin. Bırakın dayak yesin, erik ağacına dalsın ve inerken düşüp ayağını burksun.
Yaşamadığımız zaman hiç bir şey kokmuyor. O yüzden sevdiklerinizi özgür bırakın, bırakın ki yaşasın. Yaşasın ki kendi öğrensin iyiyi kötüyü. Kendi kararlarını kendi verebilsin. Kimse sizin evinizin süsü değil, onlar yaşamak, yaşatmak için dünyaya gelmiş insanlar. Kendi yanlışları, inanın sizin doğrularınızdan çok çok önemli.
Hepimiz bunun bir ispatı değil miyiz? Hep kendi yanlışlarımızı yapmadık mı doğru bildiklerini iddia edip uyaranlara rağmen?
Ha unutmadan, bir de babamın cebinden para aşırışımın kokusu. O paraların para olduğu kadar, helal oluşunun üzerine sindirdiği enfes koku…
Sahi, size de kokuyor mu?
Hoş siz nereden bileceksiniz ki?
Buram buram kokan… Bu benim geçmişim!











Bence geçmişinle ilgili daha çok yazı yazmalısın
Bayıldım…
Dejavuuu buuuuuuu
Butun kokular burnumda sanki
yazı yazmaya hep devam etmelisin ..
hep şunu düşünürüm;duyguları iyi ifade edebilmek,iyi bir anlatım gücüne sahip olabilmek için okumak gerekir..kitap okumayı sevmeyen bi insanın bu denli iyi bir ifade gücüne sahip olması farklı geldi bana.sadece bu yazın için deil,dier yazıların için de.. tebrik etmek istiorm..
Kitap okumayı sevmiyorum doğru, ama hiç okumuyorum değil. Arada derede okuyorum ben de bir şeyler. Sadece kitap değil, bir çok kısa hikaye veya makale de okuyorum. Gerisi de Allah vergisi işte. Tebriğiniz için teşekkür ederim.