Ağu 16, 2010

Yazan:Korkuluk:Kişisel, Yaşam | 0 Yorum

17 Ağustos’u Unut(a)madık!

11 yıl önce bu gece, zorla girmiştik eve. Parkta top oynamak, hiç o gece olduğu kadar güzel gelmemişti. Sanki bir daha o park, o ev ve o insanların asla olmayacağını bilir gibi…

Çok eğlendik o gece. 17 yaşındaydım daha taptaze…

Normalde o saatlere kadar kalmazdık sokakta. O gece evin önündeki parkta, son kez buluşup top oynadığımızı bilircesine 01:30 civarına kadar oynadık. Düştük, düşürdük, gol attık, yedik ohooo daha neler neler. Parktaki çimlerin içine ediyorduk belki, ağaçlar bizim yüzümüzden büyümüyordu da ama biz çok mutluyduk. Vallahi mutluyduk hem de çok mutluyduk.

O zamanlar telefonda konuştuğum bir kız vardı. Eve gidince onunla konuştum, ev telefonunu sessizce koynuma alıp. Öyle cep telefonu falan büyük olay o zaman. Nerdeeee…

Saat 03:00 civarı kapadık telefonu. Yer yatağında yatıyordum. Radyom da açıktı. Sanırım, Teoman’dan Gemiler falan çalıyordu o zamanlar.

Uyku ile uyanıklık arasında bir yerdeydim, öyle beşik gibi sallandığımda…

Hatırladığım şey hiç korkmadığım. Çünkü depremi, benden başkasının duyduğunu sanmıyordum evde. O kadar uzun sürdü ki neden böyle düşündüğümü hala bilmiyorum. Tam birinci dalga bittiğinde annem yattığım odaya girdi ve aklımı aldı. Evet aklımı aldı diyorum, çünkü ben hayatım boyu annemin beni korkuttuğu kadar korkmadım. Daha sakin olabilse belki çok daha farklı olurdu benim için o süreç. Hoş o durumda sakin olmak da ne mümkün!

Annemin, beni ‘giyin üzerini, çabuk aşağıya inelim’ telkininden sonra, zifiri karanlık odada hızla üzerimi giyindim ve merdivenleri uçarcasına indim. Sokağa çıktığımda tek ben vardım! İşte o zaman daha da çok korktum!

Çok kısa bir süre sonra yanıma arkadaşımın babası geldi. Balkondan atlamış ve topuğunu kırmıştı. Topallıyordu…

Sonra bir sürü insan…

Ağlayarak, çığlık atarak sokağa boşaldı. Kıyamet kopuyor çığlıkları arasında, komşu teyzelerden birine ‘bugün Salı, ne kıyameti?’ şeklinde bağırdığımı hatırlıyorum. Bize, kıyametin bir Cuma akşamı kopacağı öğretildiğinden vermiştim bu tepkiyi.

Ailemi arkada bıraktığımı, bir kaç dakika sonra fark ettim. Onların da apartmandan çıktıklarını görünce içim biraz rahatlamıştı. Parkın taşlarına oturmuş ve zifiri karanlıkta, görünmeye yüz tutmuş koskoca binaya bakıyordum. İşte tam o sırada aklım ikinci kez gitti…

Tüpraş’ın bacaları, petrol tanklarının üzerine devrilmiş ve petrol tankları sıra ile patlamaya başlamıştı. Her patlamada camların indiğini duyabiliyordum. Gökyüzü kıpkırmızı oldu ve sabaha kadar sürdü. Patlamalar yüzünden oturduğumuz ilçeyi tahliye etmeye başladı Polis ve Jandarma. Dağlara kaçmamız gerektiğini söylediler. Amonyak tanklarının patlaması halinde 30 km civarında bir alan yok olabilirmiş!

Biz de öyle yaptık. Hep evimin arkasında duran ama asla ardına geçmediğim dağların yolunu tuttuk. O gece bir otobüste kaldık. Otobüsteki kimseyi tanımıyorduk ama hepimiz aynı acıyı ve korkuyu yaşıyorduk. Biz kardeştik o gece. Bir otobüs dolusu kardeş!

Ertesi gün daha da gerilere gittik. Geceleri, yangının gökyüzüne vuruşunu ve patlama seslerini duyabiliyorduk. Yardım dağıtan araçlar da geldi köylere. Ekmek, su, bulgur, nohut bir sürü yardımda bulundular bizlere. Tarlada yattık bir nevresim serip yere. Tezek yaktık sivrisinekler geceleri yemesin diye…

Yangının söndürüldüğünü öğrendik bir süre sonra. Artık evimize dönebileceğimizi duyduk ve ümitsizce yola koyulduk. Her gece gelen o patlama sesleri, o kızıl gökyüzü silmişti belleğimizden dikili ev umutlarımızı!

Evi yerinde görünce çok şaşırdık. Zira bu kadar şeyden sonra, ayakta bir ev beklemiyorduk. Eşyalarımız talan edilmemişti. Hırsızlık olmamıştı. Şaşkınlığımız iki katına çıktı.

Kısa keseyim, parka çadır kurduk. 3 ay kadar o çadırda kaldık. Sigarayı 25 yıl önce bırakmış babamın, sabah gazete okurken sigara içtiğini gördüm. Tuhaftı olan her şey. Onu daha önce hiç sigara içerken görmemiştim!

Daha sonra evimiz, ağır hasar raporu aldı ve yıkıldı. Aşağıdaki fotoğraf da yıkım anına ait.

Kış geliyordu ve çadır küçük gelmeye başladı. Deprem korkusu içimize işlediğinden kocaman bir ahşap ev yaptık kendimize.  2 koca yıl geçti orada.

Kedilerim oldu, köpeklerim de…

Hiç birini ve hiç bir şeyi unutmadım. En çok da o geceyi unutmuyorum…

Çünkü çok eğlendik o gece. 17 yaşındaydım daha taptaze…

Yorum Ekle