medya olarak etiketli yazılar

Sosyal Medya Sürtükleri

108-sosyal-medyaSon zamanlarda tavan yapan sosyal medya akımı, bir gün televizyonda Facebook’un ; ‘Sizinle ilkokul arkadaşlarınızı buluşturan bir servis!’ diye lanse edilmesi ile salgın hale geldi ülkemde. İnsanlarımızın internet anlayışını da az-çok bildiğimizden, çeşitli endişeler duymadık değil.

Nihayetinde bu yazıyı yazmaya kadar geldi tespitler.

Çok basit bir örnek ile size süreci açıklayacağım. Manken veya model, üzerinde elbise taşıyan, tanıtımını yapan kişiye verilen sıfattır. Bir çok insanın yükselmede ilk basamak olarak kullandığı mankenlik, nasıl ki bir grup sürtük yüzünden bugün ayıp veya seks kölesi gibi algılanıyorsa, sosyal medya da içerdiği sürtük potansiyeli taşıyan benzer insanlar sebebiyle lekelenmiş durumda. More >

Sosyal Medya Yavşakları!

108-sosyal-medyaYavşak bildiğiniz gibi bit yavrusuna verilen isimdir. Ama biz ‘şerefsiz’ veya ‘namuzsuz’ diye çocuk seven bir toplum olduğumuzdan, hatta ayakkabı çekeceği seslenimi ile sevgi gösterisinde bulunduğumuzdan bizim için kelimelerin anlamları ve yerleri hiç mühim değil. Cümlemizin ana konusu olan sosyal medyayı da zaten anlatmama gerek yok. Bir şekilde burayı bulduysanız, en az 1 sosyal medya uygulaması kullanıyorsunuz demektir.

Eskiler bilir, internet ülkede ilk turlarına çıktığında herkes için karşı cinsi ayartma veya bir şekilde arkadaşlık kurma aracı olarak görülürdü. Aslında temelde bir çözülme ve dağılma olduysa da bunu hala böyle gören hödük sayısı epey fazla. Sohbet kanallarına girilir, en karizma ve sansasyonel rumuzlar seçilir, sonra da en alasından palavralar sıkılırdı. Birbirini karaladığı palavralar ile tanıyan yeni yetmeler, birbirine hayranlık duyar, deliklerini tıkardı.

Zaman adresi değiştirmedi ama yolu değiştirdi. Artık sosyal medya var. Mikro blog nimetleri var. E tabi zamane hödüğünün bunu keşfetmesi de pek zaman almıyor.

Facebook vb. sitelerin en çok büyüme kaydettiği ortak alan Türkiye.

Neden?

Çünkü Türkiye’de gözü doymaz çok. Çabuk şımaran çok. ‘Atın ölümü arpadan olsun.’ diye atasözü bile icad etmişiz. Ulan at neden ölsün birader? Bazı soytarıların özgürlükten anladıkları, osuruktan hak ve özgürlükler söylemleri, herkesin kendi hak hukuk ilkelerine sahip olduğunu dile getirmek falan.

İcraata gelince?

Baş örtüsüne destek verdiği kadının yanından geçerken, burnunu kaşına kadar kaldırıyor. Tabii bilgisayar başında o bir özgürlük savaşçısı, o bir liberal, sosyalist falan…

İşte bu şizofren vakalar, her gün sokakta, bakkalda, kasapta olduğu gibi sosyal medyada da karşımıza çıkıyor. Birbirinden karizmatik avatarların arkasında, birbirinden uyuşuk, birbirinden gerizekalı tiplerin olduğunu anlamak hiç de zor değil. 2 satır klavyesini oynattır, zaten bağırıyor ‘benim! benim!’ diye. Sonra bir söz var hani, Hoca hocayı tekkede diye başlar, gider. İşte bu yavşaklar birbirini o kadar çabuk buluyor ki, düğmeye bastığınızda evinizdeki ampül o kadar hızlı yanmaz.

Eğer herhangi bir sosyal medya kültürüne giriş gafletine düştüyseniz, ki kesin düştünüz yandınız demektir. Küfredebilme özgürlüğünü(!) edinen, sırf ben de karizmatik olmak istiyorum diye küfreden sığırcıkların ülkesindesiniz. İnsanlara hakaret etmeyi, insanları yermeyi, etraflıca küçük düşürüp takımından alkış toplamayı mağrifet sanan buzağılar ülkesindesiniz. Birbirini pohpohlayan ama birbiri için her türlü fesatlık planları yapan iki yüzlülerin ülkesindesiniz. Sokakta yanyana geçseler, birbirini tanımayan ama buralarda canımlı cicimli konuşan gereksizler ülkesindesiniz. Eskiden severek telaffuz ettiğiniz her türlü sevgi sözcüğünü çürüten, hatta sizi o güzel sözcüklerden iğrendirenlerin ülkesindesiniz.

Etrafından değer bulmaz insanların, el üzerinde tutulması sizi bunaltır. İşte burada ayakta durmanın zorluklarını yaşar, ya mücadele eder ya da terk edersiniz. Siz yavşak olmadığınızdan, ekürilerinizi bulmanız zaman alır. Fakat bulunca da onlar ve sizin aranızdaki farkı daha iyi anlarsınız.

Sözün özü bizde bu potansiyel, gevurda da bu zeka oldukça bizim kıçımızdaki boku silmeye ne su yeter ne de tuvalet kağıdı. Direkt kesip atacaksın ki, o zaman belki.

Eeee bu da Güven, Özveri ve Tecrübe istediğine göre…

Boğazımıza kadar batmışız biz bunun içine.

Not : Öyle ya bu yazıyı paylaşmak falan isterseniz, alttaki sosyal medya simgelerinden üyesi olduğunuzu kullanabilirsiniz.

Domuz Pişmemiş Tava – Akıl Değmemiş Kafa

5543743Son günlerde Doğan Grubu’nun üzerine ne kadar gidildiği ortada. AKP ve medyası hakkında, kalemine zincir vurulamayan isimlerden Bekir Coşkun’un, Hürriyet Gazetesinden ayrılmadan önce yazdığı son yazı buydu sanırım.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül New York’ta temaslarda bulunurken, eşi Hayrünnisa Gül de New York’ta hem geziyor hem de alışveriş yapıyor.

Oda TV’ nin haberine göre, Hayrünnisa Gül ‘ün New York’taki restaurantlarda garsonlardan ilginç bir isteği oluyor.

Gül New York’ta gittiği restoranlarda önce siparişini veriyor, sonrasında ise istediği yemeğin piştiği tavada daha önce domuz eti pişip pişmediğini soruyor.

“Evet” yanıtını aldığında ise garsonlardan tavayı değiştirmelerini rica ediyor.

– İçki değmemiş bardak, sarhoş oturmamış sandalye, akıl değmemiş kafa — İçki değmemiş bardaklar…

BEN ‘İçki değmemiş bardak’ ilk kez duyuyorum. Suudi Arabistan’ın önemli devlet adamı Şeyh, kızının İstanbul’daki düğünü için ‘içki değmemiş’ otuz bin altın işlemeli bardak siparişi verince duydum.

Gözüm bizim evdeki ‘içki değmiş’ bardaklara takılıyor. Cehennemde cayır cayır yanasıcalar rafta sıra sıra duruyorlar. Sık sık devirdiğim için içki değmişliğinden şüphelendiğim sarhoş sürahinin önünde…

Hatırlıyorsunuzdur, AKP iktidara geldiği günlerde bazı milletvekilleri Meclis’teki su bardaklarını görünce ‘Bunlar rakı bardağına benziyor’ diyerek geri göndermişlerdi, rakı bardağına benzemeyen bardaklar alınmıştı.

Aynı kafa bir yerde kesişiyor. CHP’liler ise ‘Su içince niye sarhoş olduklarını’ anlamışlardı.

‘İçki değmemiş bardak’ yanında, üç bin sarhoş oturmamış sandalye de sipariş verebilirdi Şeyh.

Üzerine içki konulmamış bin masa…

İçinden sarhoş geçmemiş otuz otel kapısı…

Ne bileyim ben?..

Şeyh dünyanın en büyük yatlarından birisi ile İstanbul’a geldi, konuklarını 17 özel jet taşıdı. Yüz limuzin hizmet veriyor.

Düğün için Çırağan Sarayı’nın bahçesine 40 palmiye ağacı ile 100 çam özel yerlere dikildi. Ve Paşabahçe’ye otuz bin ‘içki değmemiş’ altın işlemeli bardak yaptırıldı.

Nasıl olsa ABD askerlerinin postalları değdiğinden bu yana, dünya petrol gelirinin büyük bölümü Suudi Arabistan şeyhlerinin cebine daha emin akmaya devam ediyor. Kutsal topraklar ecnebi ordularının işgalinde. Halkın yoksulluğu yetmiyormuş gibi, başlarına kaç senedir bomba yağıyor.. Kolu ve bacakları kopmuş çocuk sayısı binlerce. Babaları-anneleri öldürülmüş kara gözlü çocukları artık yetimhaneler almıyor. ABD-İngiltere ve diğerleri Suudi Arabistan ile işbirliği yaparak petrolü Batı’ya taşıyorlar.

Tüm bu evrensel gasp ve cinayetler Müslüman eli değmeden elbette olmuyor.

Ben ‘içki değmemiş bardak’ ilk kez duyuyorum. Ve dünden bu yana, Müslüman toplumların akıl değmemiş kafaları yüzünden neler çektiklerini düşünüyorum.

Bekir Coşkun

Kısaca konu ile ilgili şöyle demiş ; Ben bu kararı bundan 15 gün önce vermiştim. Bu kararı verdiğimde cezadan haberim yoktu tabii ki. Şunu hissediyorum ki bu cezanın bir parçası Aydın Doğan’a, bir parçası da bize kesildi. Bu bir tek Aydın Doğan’a kesilmiş bir ceza değil ki.

Bu durum biraz da bir yazarın psikolojik durumuyla ilgilidir. Bir yerdesiniz ve o yerde baskılar var. Siz de sanki o işten sorumluymuş gibi hissediyorsunuz. Sanki sizden dolayı da orada baskı yapılıyor gibi…

Dedikodular, listeler dolanıyor. Başbakan’ın ekibinden patrona listeler gidiyor. “Bu adamlar çok aleyhte yazıyorlar” gibi. Patron dik duruyor, izin vermiyor ama bu kez o eziliyor. Cezalar ortada…

Bana baskı falan yapıldı, sansür uygulandı diyemem. Böyle bir şey olsa bile ben bunu söylemem zaten.

Ben 6 yıldır aynı şeyi yazıyorum. Diyorum ki bu AKP yönetiminin niyeti kötü. Bu yönetimin niyeti Hürriyet’i ve karşı medyayı bitirmek. Adamlar Türkiye’yi değiştiriyorlar, kendi rejimlerini kuruyorlar. Bunun farkına varın artık. Hürriyet, siyasi çekişmeler veya o parti, bu parti değil Türkiye değişiyor. Bu adamlar Türkiye’yi yıkıp yeniden yapmak istiyorlar. Kendileri yeni bir devlet kuruyorlar. 6 yıldır ben bunu söylüyorum ama bir türlü bunu kimseye anlatamadım.

Hürriyet’in yayını için deyeceğim bir şey yok. Hürriyet’in yayını eskiden beri aynı çizgide devam ediyor. Ama AKP’nin bazı yanlışlarını görmezlikten gelmek hataydı. Benim bir gitme durumum olursa orada da aynı şeyler olacaktır. Bu milyarlık ceza korkusu bütün patronları korkuttu. Bu durum sadece benimle ilgili veya Aydın Doğan’la ilgili değil. Ben 17 yıl Hürriyet’e emek verdim ve Hürriyet’in bir parçasıydım. Bu insanın kendi oğlunu kesmesi gibi bir duygudur. Kolay mıdır bırakıp gitmek?

Büyük bir gazetede el üstünde tutulan ve en çok okunan yazar olarak , işler tıkır tıkır yürürken “hadi ben gidiyorum” demenin bedeli kolay olabilir mi? Bu büyük yıkımın bir parçasıdır, bunu unutmayın. Son iki-üç gündür herkes Hürriyet’in başına gelenlere baksın. Bunun diğer kurumların başına gelenlerden bir farkı yok. Hürriyet’in başına bunlar geldi. Yargının başına gelenleri zaten biliyorsunuz, yargıçların yatak odalarına kadar girip dinlediler. Askerlerin başına gelenleri biliyorsunuz, generaller tek tek istifa ettiler. Bazıları da mahkemelerde sürünüyor. YÖK’ün başına gelenleri gördünüz. Türkiye’de herhangi bir kurumun bunların elinden kurtulması mümkün değil. Bu zorluklar bugün benim başıma geldi ama yarın bir başkası olabilir. Aydın Doğan’la ben aslında aynı kaderin iki parçası gibiyiz. O büyük bir para cezasına uğrarken ben 17 yıllık yuvamı kaybettim. Bunlar kolay şeyler değil.

Web 2.0 sosyal medya simgeleri

Blog tutan herkesin bir veya daha çok sosyal ağ sitesine üyeliği var. Bunları çoğu zaman sitelerimizde bir yerde bağlantı olarak veriyoruz. Küçük ve güzel görüntülere sahip sosyal simgeler, insanların bizimle daha kolay temas kurmasını sağlıyor.
More >