Kokuyor mu?

koku3gy11Kokularda saklı benim geçmişim. Nedense hep böyle çok küçüklüğümden beri. Her zaman diliminin, hayatımdaki her hinliğin, cinliğin bir kokusu var belleğime işlenmiş. Bazen bir ter kokusu, bazen bir yosun, bazen bildiğin çöp tenekesi. Ama hiç kokusuz değil.

Yaşadığım an herhangi bir koku olarak tespit yapamasamda zaman dilimine, üzerinden bir süre geçince kendine ait bir kokuda olduğunu fark ediyorum. O anı yaşarken o kadar içinde olmaktan, aslında hep var olan bir kokuyu duymamak sebebi. Etrafım o kadar sarılı ki bu anın kokusu ile ancak yitirince farkına varıyorum. Bir an hatırlayıp gözümün önünden geçince zaman dilimi, o zaman buram buram geliyor kokusu burnuma.

İşte diyorum yine oldu. Yine o an kıymetini bilmedim, bilemedim. Artık silindi doğamdan o koku, sadece belleğimde. Belleğimden beni mutlu da edemiyor üstelik. Geçmişin kokusundan bahsediyorum. Kendi geçmişimin kokusundan… More >

Olasılıksız

1216162775olasiliksizSon zamanlarda her yerde Adam Fawer diye bir yazarın, Olasılıksız isimli kitabından bahsediliyordu. Yok yapışırmışsın da koltuğuna, yok sabah akşam dinlemez okurmuşsun da falan… Neyse ki yarim bu kitabı almış ve okumuştu bir süre önce. Ben de ondan edindim ve ‘Neden bu kadar abartılıyor ki? Bir de ben bakayım!’ diye ilk yaprağı çevirdim.

Kitap benim istemediğim tür şeyler le başladı benim için. Yani o hayatları görmek veya okumak istemezdim ama kitabı okumanın başka yolu da yoktu maalesef. Çünkü bu hayatlar üzerine yazılmıştı. Sayfaları çevirdikçe her şey daha istediğim hale dönmeye başladı. Hesapta olmayan varsayım ve teoriler de işin içine girince, kitap tadından yenmez oldu. More >

86 Yıl Sonra..

bayrak86 yıl önce binbir zorluk içerisinde, o kadar iç ve dış engele rağmen savaşlar verip bize bir Cumhuriyet kurup koskoca bir miras bıraktın. Gel gör ki çok şey değişti…

Senin zamanında kuytu köşelere çekilen din istismarcısı yobazlar, bugün ülkenin ele avuca sığmaz mevkiilerinde giydikleri güzel kıyafetler ile sözüm ona saklıyorlar yine kendilerini. Ehil olan görüp öteliyor zaten de gözünü para, mevkii, makam, çıkar hırsı bürümüş kör de çok be… More >

Sen şehitsin, kahraman değil!

fft15_mf404725Dünün terör örgütü üyeleri, bugün de terör örgütü üyesi ama bir farkla. Artık aramızdalar. Hal böyle olunca insan soruyor kendi kendine, ‘Ulan on binlerce Türk Askeri öldü. Bu gencecik adamlar, bu babalar, bu kardeşler, bu oğullar neden öldü?’

Sahi neden?

Senelerce yaz-kış demeden, aç-tok dağlarda savaştılar. Bir çoğunun arkadaşı, kollarında can verdi. Yüzlerce melek henüz beşikteyken katledildi. Binlerce ana oğulsuz, çocuk babasız, kadın kocasız ve kardeş ağabeysiz kaldı. Sırf bu memlekette yaşıyan insanların refah ve huzuru için. Sadece bu ülke bir arada dursun, bölünmesin, kimsenin canı yanmasın diye. More >

Yaranamamak

schizophrenicSen sanıyorsun ki, sadece senin içinde fırtınalar var veya sadece sen susuyorsun bazen. Haydi bu seferlik susayım ulan, ölümlü dünya diyorsun. ‘İnancıma göre, susarsam kazanırım’, ‘Dürüstlüğün ödülü elbet olur’ hurafelerinde turluyorsun. Aslında bu herkesin sorunudur.

Teselli aradığında, ‘Boş ver ya dünya dönüyor. Hala yaşıyoruz’ gibisinden yanındayım imajı çizen çöp adamlar, herkesin hayatında vardır. İzledikleri dizilerden edindikleri replikler ile seni dengesiz anında gafil avlarlar sadece. İcraata gelince, çoğunu kış uykusuna yatmış bulursun. İnine taş atsan da uyandıramazsın, öyle bir çekilmiştir ki derinlerine sadece İsrafil’in sürunun sesi ulaşır köhne alemine.

Kimseyi memnun edemezsin. Birine alkış tutsan, neden diğerine göz yaşı dökmedin diye trip yersin. Kıyıya vurmuş yosunlar gibi üst üste olur sorunların. Her biri henüz yemyeşildir. İçerisi böcek doludur ve tiksinirsin elini uzatıp sorunlarını ayıklamaya. Halbuki bir başlasan, bilirsin hepsini savuracaksın bir çırpıda.

Çalışırsın çabalarsın, yaptıkların için takdir beklersin. Çoğunca gelip gelişimini tamamlamamış bir irtibatın, kusar içindeki kinden sebebi yaptığın şeylerin üzerine. Halbuki sen fesat değilsindir. Omuz omuzayım diye övündüğün adamlar, ihtiyacın olduğunda telefonuna dahi çıkmazlar. İşlerine yaradığın müddetçe sırtına binerler, fakat sen onlar gibi bakmazsın dünyaya. Senin için, pilav üstü kuru kıvamındadır onlarla geçirdiğin zaman. Ya da balığın gözüne bakan rakı…

Yalpaladığında sen farkında değilsindir çoğunca. Başkaları gelip, ‘Aa çökmüşsün sen!’ veya ‘Çok kilo vermişsin’ gibi klişe sözlükten en fazla hit alan cümleleri dolandırır kulaklarında. Peşinden alır seni bir buhran, koparır oturduğun yataktan uçurur salak saçma sebepler arasında. En sivri olanının tepesine, çıkarabildiği kadar yüksekten bırakır seni. Hiç düşünmez ne kadar gireceğini!

Denize taş atacak birini bulamazsın yanında. Onlar çok farklı yerleri taşlamaya başladıkları için, sen ata ata ancak meteliğe kurşun atarsın. Hem maddi, hem de manevi yıkıma uğrar duyguların. Kimseye yaranma derdinde değilsindir. Sen sadece huzur verip almak ve insanları mutlu etmek peşinde olsan da, ormanın aç kurdu çalmıştır gözün gibi baktığın kuzularını.

E bir de kimse senin insan olduğunu, yıkılabileceğini hesap etmez. Herkesin duygusu, vicdanı, onuru vardır ama sen taş olduğundan bu tip yetileri taşımazsın. Sebebi de tüm bu hinliklere, tüm bu dikkatsizliklere olduğun gibi cevap verirken, onların hayranlığını uyandıran bir duruş sergilemiş olmaktır.

Oturup düşündüğünde ‘Kimler için son bulmadı ki hayat?’ dersin kendi kendine. Dünya kadar malı olan da gitti, fındık kadar şeyi olan da…

İşin güzel yanı, sıranın ne zaman ve nerede geleceğini bilememektir. Yaşarsın öyle, insanlar ve ortak olabildiğin kadarıyla kendin, hayatına yön vermek istediğin şekliyle. Bazen mutlu olur, bazen de motoru bozulup denizin altına çökmüş bir denizaltı gibi karanlıklara gömülürsün.

Kimse dikkat etmez, görmez, göremez.  Çünkü onlar getirir seni bu halde. Bağışıklık yapmıştır artık senin bünyende. Üzerine konacak her şey kademe kademe işler, seni içten çürütür ama dışın en tatlı karpuz gibidir.

Herkes gördüğüne aldanır…

Neyse ki teşhisi konmamış şizofrensindir. Bir yanın bu acıları çekerken, diğer yanın seni kale gibi ayakta tutar.

Sosyal Medya Yavşakları!

108-sosyal-medyaYavşak bildiğiniz gibi bit yavrusuna verilen isimdir. Ama biz ‘şerefsiz’ veya ‘namuzsuz’ diye çocuk seven bir toplum olduğumuzdan, hatta ayakkabı çekeceği seslenimi ile sevgi gösterisinde bulunduğumuzdan bizim için kelimelerin anlamları ve yerleri hiç mühim değil. Cümlemizin ana konusu olan sosyal medyayı da zaten anlatmama gerek yok. Bir şekilde burayı bulduysanız, en az 1 sosyal medya uygulaması kullanıyorsunuz demektir.

Eskiler bilir, internet ülkede ilk turlarına çıktığında herkes için karşı cinsi ayartma veya bir şekilde arkadaşlık kurma aracı olarak görülürdü. Aslında temelde bir çözülme ve dağılma olduysa da bunu hala böyle gören hödük sayısı epey fazla. Sohbet kanallarına girilir, en karizma ve sansasyonel rumuzlar seçilir, sonra da en alasından palavralar sıkılırdı. Birbirini karaladığı palavralar ile tanıyan yeni yetmeler, birbirine hayranlık duyar, deliklerini tıkardı.

Zaman adresi değiştirmedi ama yolu değiştirdi. Artık sosyal medya var. Mikro blog nimetleri var. E tabi zamane hödüğünün bunu keşfetmesi de pek zaman almıyor.

Facebook vb. sitelerin en çok büyüme kaydettiği ortak alan Türkiye.

Neden?

Çünkü Türkiye’de gözü doymaz çok. Çabuk şımaran çok. ‘Atın ölümü arpadan olsun.’ diye atasözü bile icad etmişiz. Ulan at neden ölsün birader? Bazı soytarıların özgürlükten anladıkları, osuruktan hak ve özgürlükler söylemleri, herkesin kendi hak hukuk ilkelerine sahip olduğunu dile getirmek falan.

İcraata gelince?

Baş örtüsüne destek verdiği kadının yanından geçerken, burnunu kaşına kadar kaldırıyor. Tabii bilgisayar başında o bir özgürlük savaşçısı, o bir liberal, sosyalist falan…

İşte bu şizofren vakalar, her gün sokakta, bakkalda, kasapta olduğu gibi sosyal medyada da karşımıza çıkıyor. Birbirinden karizmatik avatarların arkasında, birbirinden uyuşuk, birbirinden gerizekalı tiplerin olduğunu anlamak hiç de zor değil. 2 satır klavyesini oynattır, zaten bağırıyor ‘benim! benim!’ diye. Sonra bir söz var hani, Hoca hocayı tekkede diye başlar, gider. İşte bu yavşaklar birbirini o kadar çabuk buluyor ki, düğmeye bastığınızda evinizdeki ampül o kadar hızlı yanmaz.

Eğer herhangi bir sosyal medya kültürüne giriş gafletine düştüyseniz, ki kesin düştünüz yandınız demektir. Küfredebilme özgürlüğünü(!) edinen, sırf ben de karizmatik olmak istiyorum diye küfreden sığırcıkların ülkesindesiniz. İnsanlara hakaret etmeyi, insanları yermeyi, etraflıca küçük düşürüp takımından alkış toplamayı mağrifet sanan buzağılar ülkesindesiniz. Birbirini pohpohlayan ama birbiri için her türlü fesatlık planları yapan iki yüzlülerin ülkesindesiniz. Sokakta yanyana geçseler, birbirini tanımayan ama buralarda canımlı cicimli konuşan gereksizler ülkesindesiniz. Eskiden severek telaffuz ettiğiniz her türlü sevgi sözcüğünü çürüten, hatta sizi o güzel sözcüklerden iğrendirenlerin ülkesindesiniz.

Etrafından değer bulmaz insanların, el üzerinde tutulması sizi bunaltır. İşte burada ayakta durmanın zorluklarını yaşar, ya mücadele eder ya da terk edersiniz. Siz yavşak olmadığınızdan, ekürilerinizi bulmanız zaman alır. Fakat bulunca da onlar ve sizin aranızdaki farkı daha iyi anlarsınız.

Sözün özü bizde bu potansiyel, gevurda da bu zeka oldukça bizim kıçımızdaki boku silmeye ne su yeter ne de tuvalet kağıdı. Direkt kesip atacaksın ki, o zaman belki.

Eeee bu da Güven, Özveri ve Tecrübe istediğine göre…

Boğazımıza kadar batmışız biz bunun içine.

Not : Öyle ya bu yazıyı paylaşmak falan isterseniz, alttaki sosyal medya simgelerinden üyesi olduğunuzu kullanabilirsiniz.